Sex and the City etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sex and the City etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29.5.08

Moon River

30 Mayıs'a bir kala, eski Sex and the City arşivini karıştırmaya başladım. İşim, gücüm ve hatta ödevim yokmuşcasına. İnsanın beynine böyle tatiller vermesi güzel bir şey diye düşünürken, sezon 4 bölüm 18 beni darmadağın etti.
Mr Big şehri terk eylemek üzereyken bir gece yarısı Carrie elinde koca bir pizza ile onu aniden ziyaret eder. Spontaneliğin kattığı o farklı anlam ile plakların arasından seçip beğendiği bir tane ile Moon River çalmaya başlar.
Ve ben bir anda 2005 senesinde, tek başıma Uçan Süpürge film festivalinde, gönüllülüğün paha biçilemez değerine karşılık izlediğim filme döndüm. Breakfast at Tiffany's!!! Ardından uzun uzun "Wanna-be Audrey Hepburn" halet-i ruhiyesinde dolaştığım günler geldi aklıma. O filmde Hepburn'un canlandırdığı o kırılgan kadın geldi. Gitar sahnesi geldi.
Bir evin arkaya bakan balkonunda oturup akşamüstünü geçiştirmeye çalışmak gibi bir his bu. O günlerin özlemi, hüznü ve fakat gelip dönmek istemeyeceğiniz gerçeği, hepsini barındıran bir duygu.









Sonrasında dalga geçtiysek de "Atasay'da Kahvaltı" diye, Moon River ve Breakfast at Tiffany's, benim en sevdiğim klasiklerden birisidir. Hem eski hem de bugüne dair gibidir. Bir gün New York'ta birbirini seven iki insan arasında da dinlenebilir. Ya da birisini seven bir kadın da dinleyebilir bir sinema salonunda tek başına. Ve hatta o kadar özel olur ki tüm bu deneyimler, her dinlendiğinde gözleri doldurabilir.

Ve plak bir gün takılsa da, Adrey Hepburn'un o şarkıyı söyleyişi bu deneyimi yaşamış olanların kulaklarında yankı bulmaya devam eder.

28.12.07

Which Carrie are you?

You Are Most Like Carrie!
You're quirky, flirty, and every guy's perfect first date.But can the guy in question live up to your romantic ideal?It's tough for you to find the right match - you're more than a little picky.Never fear... You've got a great group of friends and a great closet of clothes, no matter what!
Romantic prediction: You'll fall for someone this year...
Totally different from any guy you've dated.
Which Sex and the City Vixen Are You?



Sex and The City, eskiden belli belirsiz izlendiğini hatırladığım; ama, hiç izleyip kendimi kaptırdığım bir dizi olmamıştı. Hayatımın sonraki evrelerinde, artık başıma neler geldiyse, arkadaş sohbetlerinde bu diziye referans gönderilir olmuş, aklıma girmişti bir kere. Derken indirdim bir gün ilk bölümü. Bir bölümünü zor bitirdim herhalde. Etrafımda Sex and The City izlediğim bazı kişilerin yüzlerinde görmeye alışık olduğum ifadeler, bir de baktım Carrie'nin mimikleri, jestleri ve hatta gülüşleri. Uzunca bir süre atlatamadım herhalde bu şoku ve de izlemedim bir daha.

Ancak şu anda bulunduğum "dağbaşı üniversitesi" içinde kütüphaneden dvd alıp izlemekten iyi bir seçenek bulamadığım bir gün, elime geçen ilk, aklımı çelen tek görsel maljemeydi kendisi. Aldım izledim. Ve bir daha... Ve hala... Ara ara buldukça... Zaman kaldıkça. Kitabı da vardı zaten bende.

Sonuç: Gizli bir Sex & The City bağımlısı değilim, günlerimi de heba etmiyorum uğruna. Ama bir akşam 6 bölüm birden izlemişken, kendimi ve özellikle belli zamanlardaki kendimi görmek, tüm akşamki kafa karışıklığı, hislenmeler arasında gidip gelmeme neden oluyor. Üstelik, diziyi izlemeye başladığım zamanlardan bahsetmiyorum. Daha ismi bile aklımda değilkenki zamanlar bunlar.


"I feel sorry for Big. I really do, because if you think about it...I was the best thing that ever happened to him. Actually, I pity him. Because I get to walk away and be me and he has to walk away and stay him. Who wants to be him when you can be me? I'm smart. I'm funny. I was this thing. I was it. I was this magic moment. I was the abracadabra. I was totally the "poof" in the relationship. I've got more poof than he could ever have. Sometimes, I poof just hailing a cab. So, I guess it's better to know now so I can go poof someone else. Someone who deserves me... and not some screwed up, insecure guy who can't deal with a woman... who's got her act together. Now, I'm gonna end up deliriously happy and Big is gonna die old and alone...and I pity him. Really, I pity him."

Şuna benzer sayısız düşünce ve arkadaş boğma seanslarının ardından, yukarıdaki testi yapmamın bir anlamı yoktu, biliyorum. Ama ben daha izlemeden bir Sex and The City kızı olmuşum.(yazık mı desem?) Yine de bildiğim bir şey var. Asla asla ama asla, hareketlerini, mimiklerini ve nice özelliklerini kimliğimle özdeşleştirecek, arkadaşlarıma Samantha, Charlotte ve Miranda diye seslenip kendime de Carrie adını verecek bir sapkınlığa girişmem. Buradan İstinyePark'taki 4 kıza selam eder, benden uzak durmalarını dilerim.